Menekşe

Mahallemizde üniversiteye giden bir kızdı Menekşe. Onu hep uzaktan görür ve şirin görüntüsü ve umursamaz tavırlarına karşı bir sempati beslerdim. Erkek kardeşi Tayfun daha liseye gidiyordu ve neredeyse her gün bizdeydi. Menekşe, iç mimarlıkta okuyor, bense Matematik bölümünde okuyordum. Tayfun’un lise derslerine branşım sebebiyle ben daha fazla yardımcı olabiliyordum. Bu sebeple ailelerimiz de yakınlaşmış, karşılıklı gider gelir olmuştuk.

Menekşe’nin hiçbir şeyden çekinir yanı yoktu. Sanki hiçbir toplumsal baskıyla karşılaşmamış, çocukluğunu yitirmemişti. İstediği sözü herkesin önünde söylüyor, insanların kızarıp bozarmasına aldırış etmiyordu. Bu cana yakınlığıyla hepimizin gönlünde taht kurmuştu. Ailelerimizin toplandığı bir yerde birden arkamdan yaklaşıyor, omuzlarımı sıkıyor; “Adaleli erkek! Esmer güzeli!” deyiveriyordu. Herkes gülüşüyor, ben kızarıyordum. Onun bu cana yakın, sıcacık tavırlarına karşı, aslında ciddi ve ağırbaşlı biri olmama rağmen, sevgiyle yaklaşıyordum. Ona sıcak davranıyordum. İsmi gibi cıvıl cıvıldı.

Artık herkes onun bu çekinmeden yaptığı çıkışlara alışmıştı. Bir gün sabah evimize geldi. Annemin yanağından öptü: “Tombiş Gülşen teyzem benim! Bugün akşam bu yakışıklı oğlunu alıp bir yerlere götürcem! Sakın itiraz etme! Tamam mı?” deyiverdi. Annemin yüzüne baktım. Gülümsemekten başka bir şey yapamıyordu. Ben:

“Hayrola deli kız, gene ne planlıyorsun!” dedim.

“Seni dansa götürcem. Sanat tarihi sınavından doksan çektim, onu kutluycaz!” dedi.

Kıvrak bir hareketle…

Neye uğradığımı şaşırmıştım. Öyle doğal ve akıcı davranıyordu ki, önüne çıkabilecek engel yok gibiydi. Sadece başımı sallamakla yetindim. O da kıvrak bir hareketle soluğu kapıda aldı:

“Gidip süsleneyim bari!” dedi ve gözden kayboldu. Akşam olunca kapı çalındı ve kapıyı açınca şaşkınlığım bir kat daha arttı. O güne kadar yalnızca eşofmanla gezen bu kız, o gece için yırtmaçlı uzun bir etek, üstüne ipek bir gömlek giymişti. Dolgun siyah saçlarını topuz yapmış ve küçük çiçeklerle bezemişti. Pürüzsüz ve ince zevkle yapılmış bir makyaj ve altında ten rengi çoraplar ve topuklu ayakkabılarla beraber manzara tamamlanıyordu. Bu bozulmayacak kadar güzel görüntüyü o an oturup saatlerce izlemek istedim.

Her zaman yüzünde var olan gamzeleri ise, sanki o manzaranın görkemini abideleştiriyordu. Ben hayatımda böyle güzel bir kız görmemiştim. Bu şaşkınlığımı üzerimden atamazdım, eğer Menekşe beni kolumdan tutup da “Arabayı sen kullan!” demeseydi…

Yol nasıl bitti bilmiyorum. Birden kendimi loş ışıklarla donatılmış bir salonda, slow müziğin ritmine ayak uydurmuş danseden insanlar arasında ve Menekşe’nin ellerini sıkı sıkıya tutmuş şekilde buldum. Derken neşeyle kollarını omzuma attı ve “Hadi dans edelim, Hakan. Sabırsızlanıyorum!” dedi. “İyi de ben dans etmeyi bilmiyorum ki!” dedim. Umarsız bir şekilde:

“Ben de bilmiyorum. Ne olacak? Dans demek, dokunmak, hissetmek demektir, genç adam!” dedi ve ellerimi alıp beline doladı; “İşte böyle! Dokun bana! Beni hisset.”

Bu kadar açık sözlü bir kız karşısında utanıyor, kızarıyordum. “Menekşe, sen benim komşumun kızısın ve…”

Sözümü kesti:

Güzel miyim?..

“Sen de benim komşumun oğlusun Hakan! Ve ben senden çok hoşlanıyorum. Ama hiç pas verdiğin yok bana!”

“Olur mu, şeyyy!”

“Beni güzel bulmuyor musun?”

“Tabii, yani ben..”

“Güzel miyim, değil miyim?”

“Güzelsin. Hem de çok güzelsin. Ama seni daha önce hiç böyle görmemiştim…” dedim.

“İşte bundan sonra beni böyle görsen iyi edersin!” dedi ve daha çok sarıldı bana:

“Sıcaklığımı hisset Hakan! Bak ateşler içinde yanıyorum! Bana sıkıca sarıl!” dedi. Cesaret bulmuştum ve onu iyice kavramıştım.

“Güzel” dedi. Birkaç dakika müziğin ritmine kapılmış dansetmeye devam ettik: “Hadi bana güzelliğimden bahset! dedi. Ben iyice utanmıştım. Kekelemeye başladım. Yanağıma bir öpücük kondurdu. Sonra dudağımdan öptü: “Bak ne kadar güzel oluyor. Senden çok hoşlanıyorum. Atletik bir vücudun var ve beni çıldırtıyorsun dedi.” Ben de açılmıştım:

“Menekşe’ciğim. Sen hayatımda bu kadar yakın olduğum ilk kızsın. Sempatik tavırların ve doğallığın beni hep sana hayran bırakmıştı. Ama ilk defa seni karşımda kadınsılığınla gördüm ve çok beğendim. İçimden ılık ılık bir duygu sana doğru akıp gidiyor. Ama beni bu kadar tahrik etme, ne olur!” dedim. Oysa hiç istifini bozmadan kulağıma eğildi: “İç çamaşırı giymedim bugün!” dedi gülerek. Sıcak nefesi kulağımı okşuyordu.

Beni sarhoş etmişti…

“Yani?”

“Yanisi, soyunmam kolay olacak. Bugün seninle sevişmek istiyorum. Seni keşfetmek istiyorum. Ben her şeyi ayarladım. Arkadaşımın evi boş ve anahtarı bende!” dedi. Bu sıcaklık beni sarhoş etmişti. Menekşe çok heyecanlıydı. Gözleri parlıyordu. İkide bir kahkahalar patlatıyor, dudaklarımı, yanaklarımı, boynumu, saçlarımı defalarca öpüyordu. Bense onu incecik sıcak belinden tutmuş ve istemsiz olarak kendime çekmiştim. Dudak darbelerine ise karşılık vermeye başlamıştım. Salondan çıktığımızda hala döne döne dansediyorduk. Arabanın yanında sanki yorulmuş gibi birden durakladı. Bunu fırsat bilerek bir şeyler söylemek istedim:

“Menekşe!”

“Evet sevgilim!?”

Söylenecek bir şey yoktu. Dudağına yapıştım ve uzun uzun öpmeye başladım. Öpüşlerime hemen karşılık verdi ve saçlarımı okşayarak dilimi yalamaya başladı. Sürekli “HMMMMM!” diyerek lezzet aldığını gösteriyordu. İlk kez bir vücudun sıcaklığını hissediyordum ve bitsin istemiyordum. Fakat kollarımın arasından sıyrıldı ve:

“Arabayı kullanmak ister misin?” dedi. Benim başım dönmüştü. Araba kullanacak halde değildim. Elimle kibarca bir işaret yaptım ve anahtarı ona verdim. Hemen direksiyonun başına geçti. Arabayı usulca çalıştırırken bana bakıp tatlı tatlı gülümsüyordu. Yol boyu arabayı kullanışını izledim. Bu kız kelimenin tam anlamıyla seks için yaratılmış gibiydi. O güne kadar nasıl da farketmemiştim bu özelliğini. Çiçekli eteğinin altından görünen ince ve zarif ayak bileklerinin hareketlerini, yolu izlerken simsiyah gözlerinin, uzun kirpiklerinin, yay gibi kaşlarının aldığı şekillere uzun uzun bakıyordum. Sık sık bana bakıp gülümsemeye devam etti:

Seni beğeniyorum…

“Hakan, seni bir türlü anlayamıyordum. Yaklaşık bir yıldır sana kaş göz atıyorum ama her defasında benim sana karşı tavırlarımı görmezden geliyordun. Hep sana olan ilgimi pat diye söylemek istedim ama sonunda bunu özel bir günde söylemenin daha iyi olacağını düşündüm. İşte gün bugün!”

“Bilmiyorumaslında seni beğeniyordum hep. Fakat daha önce bir beraberliğim olmadı Menekşe!”

“Sanki benim oldu mu? Şimdiye kadar kimseyle çıkmadım bile.. Beni ilk sen sikeceksin!”

“Nasıl öyle konuşabiliyorsun Menekşe!”

“Yahu doğal ol. Benim hakkımda ne fantaziler ürettiğin, gözlerinden okunuyor. Ben böyle konuşmak istiyorum. Sen de rahatla ve açıl. Burada ikimizden başka kimse yok!”

Rahatlamıştım. Ayağımın takılacağı, tökezleyeceğim hiçbir tümsek bırakmıyordu Menekşe bana:

“Peki, dediğin gibi olsun…” dedim sessizce. Havada kocaman bir öpücük patlattı yüzüme doğru:

“Kurbanın olurum senin, erkeğim benim! Beni çıtır çıtır ye! Ben seninim bu gece. Tüm vücudumu, benliğimi sana veriyorum işte. Hiçbir engel olmayacak aramızda.!”

“Önüne bak, çarpacaksın!” dedim. Şuh bir kahkaha attı. Gülerek başını çevirdi.

Sonra aldığım cesaretle usul usul devam ettim:

“Bu gece neler olacağını tahmin edebiliyorum. Seni çok şiddetli arzuluyorum Menekşe. Senin hakkındaki duygularımı açığa çıkartıyorsun. Kuş gibi havalara uçuyorum mutluluktan. güzelliğin başımı döndürüyor…”

“Benim de heyecandan kalbim yerinden çıkacak, Hakan! Aaaa! İşte geldik!”

Biçimli kalçalarına…

Birden irkilmiştim. Kalbim daha hızlı çarpmaya başladı. Arabadan indik. Zarif bir el hareketiyle kapıları kilitledi. Anahtarı çantasına koydu ve elimden tuttu. Sekizinci kattaki eve asansörle çıkarken Menekşe başını göğsüme yaslamıştı ve sürekli iç çekiyordu. Kata çıktık. Eğilip anahtarı kapı deliğinden sokarken, ben biçimli kalçalarına ve yırtmacından taşan bacaklarına bakıyordum. At gibi bir kızdı bu. Dayanılmazdı. İçeri girdik ve salona doğru ilerledik. Koltuğa oturdum. O da benim yanıma oturdu ve yine başını göğsüme dayadı. Sonra elimi alıp sol memesinin üstüne koydu:

“Hakan, bak aşkım, kalbim ne kadar da hızlı atıyor. Hadi bana güzel bir şeyler söyle de heyecanım yatışsın. Sevişmek için sabırsızlanıyorum seninle…”

Saçlarını okşamaya başladım:

“Tatlı bebeğim benim, gözlerin, gülüşün, gamzelerin çok güzel. Bir erkeğinarzulayabileceği her şey sende varmış da ben görememişim. Ama geç kalmış sayılmayız. Bugün seninle gerdeğe gireceğiz. Seni mutluluktan sarhoş edeceğim.” Ben bu sözleri söylerken Menekşe iç geçiriyor, kollarıyla beni daha sıkı sarıyordu:

“Hadi yatak odasına gidelim o zaman!” dedi. Çevik bir hareketle ayağa kalktım ve onu kucağıma aldım:

“Yolu göster bakalım!” dedim. Menekşe:

“Bu harika! Uçuyoruzzzzz!” diye bağırdı ve elleriyle yolu gösterdi. Odaya girdiğim gibi onu yatağa fırlattım:

“Bu güzelliği şöyle geriden izleyeyim, bakalım.” dedim. Hafifçe doğruldu, topuz yaptığı dalgalı siyah saçlarını yavaş yavaş açtı ve serbest bıraktı.

Kollarını bana uzattı: “Hadi gel yanıma, sonra izlersin Hakaaaan!” dedi. Coşkuyla üzerine atladım. Bir yandan öpüşüyor, bir yandan da yatakta yuvarlanıyorduk. Yumuşacık saçları biz yuvarlandıkça yanağımı okşuyordu. Nefes nefese kalmıştık. Birden üstüne çıktım ve dolgun göğüslerinin baskısını göğüslerimde, vücudunun sıcaklığını da tüm vücudumda hissederek Menekşe’nin gözlerinin içine baktım. Bana tatlı tatlı gülümsüyordu. Üzerine kapanıp boynunu, kulaklarını öpmeye başladım. İyice tahrik olmuştu. Altımda kıvranıyor, zevk inlemeleri çıkarıyordu.

Isırmaya başladım…

Sikim iyice kalkmıştı ve arada bir etek, bir de pantolon olmasına rağmen yerini bulmuş, Menekşe’nin amını yokluyordu. Bir süre onu yaladıktan sonra doğruldum, hızla inip kalkan göğüslerini kapatan ipek gömleğin düğmelerini çözmeye başladım. Gömleğini benim de yardımımla çıkardığında bir çift diri ve yuvarlak göğüs karşıladı beni. Menekşe gördüklerim karşısında göstereceğim tepkiyi merak eder gibi bakıyor, sırıtıyordu. Memelerini yalayıp öpmeye, hafif hafif ısırmaya başladım. Şeker gibiydiler. Onları mıncıklamak bana büyük keyif vermişti.

Ellerinden tutup kaldırdım ve eteğini fermuarından açıp indirdim. Sonra da külotlu çorabını, bacaklarını okşayarak sıyırdım. Yatağa boylu boyunca çırılçıplak uzandı. Ben de alelacele soyunup sikimi amına doğru getirdim. Uzanıp çekmeceden bir peçete çıkardı ve amına doğru tuttu. Hazır olduğunu anlamıştım. Ben de sikimi içeri yavaşça daldırdım. Alt dudağını ısırıyordu. Peçete kan olmuştu.

Sikimi sokup çıkardıkça kan iyice boşaldı. “Canın acıdı mı?” dedim. “Biraz, hadi devam et.” Deyince daha da tempolu bir şekilde sokup çıkarmaya başladım. Üstüne kapanıp dudaklarını öptüm, yaladım. Boşalana kadar aynı pozisyonda devam ettim. Sırt üstü uzandım ve Menekşe’nin öpüşlerine kendimi teslim ettim…

Bakireliğini almıştım ve Menekşe bundan çok memnun olmuştu… sabaha kadar tatlı sözlerle bakıştık ve seviştik…